Ana içeriğe atla

Türk eğitim sisteminde 2 eksik: Eğitim ve sistem

Türkiye, PISA(Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) tarafından yapılan son yapılan araştırma raporlarına göre 72 OECD ülkesi arasından okuma, yazma ve Fen/Matematik alanlarında 50. sırada. 15 yaş ve altında 450 öğrencinin katılımıyla yapılan test sonuçları oldukça vahim. Buradaki soru(n): İlk 10 ekonomi arasına girme hedefi olan bir ülke için, bu kabul edilebilir bir sonuç mudur?

Sonucuna değil, nedenine odaklanmalıyız. Kabul edelim ki eğitim sistemimiz, hazır tüketime dayalı. Sınavlarda alınan notlara gereğinden fazla önem verilmesi, çocukta yüksek bir strese yol açıyor. Hâl böyle olunca da öğrenci sınavda kopya yoluna gidiyor. Öğrencilerin sadece dinlemelerine dayalı uzun ders saatleri, yaratıcılıktan yoksun ödevler, bilginin değerlendirme yöntemleri, öğretmen ve öğrenci arasındaki hiyerarşi, sınıf geçme kıstası: Bu eğitim felsefesi yaklaşımındaki her şey, düşünmeyi engellemeye yarar. Sonuç: Ezberci, okumayan ve araştırmayan bir nesil. 

Eğitim felsefesi ve eleştirisel pedagoji alanında başarılı çalışmalarıyla bilinen Brezilyalı yazar Paulo Freire, "Ezilenlerin Pedagojisi" adlı kitabında eğitim sistemlerini derinlemesine inceliyor. Freire, Bankacı Eğitim modeli olarak adlandırdığı eğitim sisteminde öğretmenin "yatırımcı", öğrencilerin ise "yatırım nesnesi" konumunda olduklarını belirtiyor. Öğretmen iletişim/diyalog kurmak yerine tahviller çıkarır ve öğrencilerin sabırla aldığı,ezberlediği ve tekrarladığı yatırımlar yapar. Freire, bu yanlış yoldaki sistemde, yaratıcılık, dönüşüm ve bilgi yoksunluğu yüzünden rafa kaldırılanın bizzat insanın kendisi olduğuna dikkat çekiyor. Bankacı eğitimde öğrenciler kendilerine yüklenen yığma malzemeyi istiflemekle ne kadar meşgul olurlarsa dünyayı anlama ve dönüştürme yönünden de o denli güdük kalacağını söyleyen Paulo Freire, bu eğitim modelinin öğrencilerin yaratıcı gücünü asgarileştirdiğini ve mahvettiğini bunun da başat ideolojinin işine geldiğini belirtiyor. Tüm bunlara karşın iki tarafın da(öğretmen-öğrenci) eğitim sisteminden öznesi olabilmesi için diyalog ortamının birincil koşul olması gerektiğini ifade eden Freire, öğretmenin kendi bilgisini evrensel bilgi olarak öğrencilere dayatmaması gerektiğini, tartışma ve yaratma duygusunun her daim egemen kılınması gerektiğini ifade ediyor. Ancak böylesi bir ortamda bilincin boğulması engellenecek ve öğrenci dünyayı dönüştürme gücüne sahip olacaktır. 

Tüm bu olgular ışığında Türk eğitim sistemi öğrencilere merak duygusunu aşılamalı. Eğitim modelimiz çocukların özgüven duyguları geliştirmeli, soru sormalarına fırsat vermeli ve kendilerini ifade edebilmesine olanak sağlamalı. Öğrenci korkmamalı; merak etmeli, soru sormalı ve bilgiye bir arada, diyalog çerçevesinde ulaşmalı. Bunu bir sistem olarak kılacak şey de hiç şüphesiz devletin belirleyeceği eğitim politikasıdır. Yukarıda da da söz ettiğim gibi, eğer ilk 10 ekonomi arasına girmek istiyorsak ve yüksek teknoloji üretip, ihraç etmeyi amaçlıyorsak, bunun yolu eğitim sisteminden geçiyor. 

Rehberimiz bilim olmalı. Çocukların İmam Hatip liselerine gitmesi için baskı yapılmamalı ve en önemlisi de okul konusunda alternatifsiz bırakılmamalı. Bugün baktığımızda düz liseler kapatılıyor, yerlerine İmam Hatip liseleri açılıyor. Biliyoruz ki her çocuk Anadolu veya Fen liselerine gidemiyor. Türkiye'deki ekonomik dar boğazı dikkate aldığımızda ise özel okullara gitme imkânı olan çok az çocuk var. Var olan düz liseleri de kapatınca geriye İmam Hatip liseleri kalıyor. İşte bahsettiğim 'alternatifsiz bırakma' bu oluyor. Buradan İmam Hatip liselerinin anlamsız olduğu kanısı çıkarmak sakat bir düşünce olur. Belirtmek istediğim; eğitimde zorlama ve okul konusunda alternatifsiz bırakma sorunu. İkisini birbirine karıştırmamak gerekiyor. Zira sağlıklı bir eğitim sunan İmam Hatip okullarına da ihtiyacımız olduğu gerçeğini atlamamak lazım.

Unutmayalım ki, teknoloji ve eğitimi harmanlayabildiğimiz takdirde ve eğitimde çeşitliliği sağladığımız sürece Mustafa Kemal Atatürk'ün hayalindeki Muasır Medeniyetler seviyesine ulaşacağız. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mustafa Kemal Atatürk'ün yabancı gazetelerle yaptığı söyleşiler

Paul Williams/ Chicago Daily Tribune,  4 Mayıs 1920

            "İngiltere ve İtilaf Devletleri'nin önerilen barış şartlarının gülünç ve uygulanmasının imkansız olduğunu anlayacakları konusunda hala ümidimiz var ama bu ümidi kaybedersek ve dışarıdan yardım gelmezse onları gönül rızasıyla kabul etmeyeceğiz."             Bu cevabı bugün bana, lideri olduğu Türk Milli Mücadelesi'nin Rus Bolşevikleriyle ittifak kurma ihtimali olup olmadığı sorusu üzerine, Mustafa Kemal Paşa verdi. Cevabında tehdit yoktu.             "Bu bir halk hareketidir. Halkın desteği olmazsa hareket sona erer. Tüm İslam aleminin yardımına da bağlıyız. Türkler Müslüman ırkları arasında hür kalan son ırktır ve İslam alemi hürriyetlerini sürdürmeleri için çaba göstermeye devam edecektir." Miiliyetçiler İstanbulda'ki Türk Hükümeti hakkında ne düşünüyor?             "İngilizlerin hakimiyeti altında onları tanımıyoruz." Peki, Sultan?     "İngilizlerin esiri. Çıkardığı her fermana bu…

Google, sanal bir diktatör olabilir mi?

Soru şu: "Google, bugünü, yarını ve geçmişi kontrol edebilen sanal bir diktatör olabilir mi?" Neden böyle bir soru sorduğumu, Google'ın kişisel bilgilerimize nasıl davrandığını inceleyerek görebiliriz. Açıkçası bilgilerimizin saklandığı, çok da büyük bir sır sayılmaz. Bugün ortaya atılan bir iddia, bu düşünceyi destekleyecek türden. Tartışmaların odağında bu kez, Google Asistan var. Dijital çağda, artık bize ait olan özel bir şeyimiz yok denecek kadar az. İnternet ve bilhassa Google, adım attığımız her yerde dijital ayak izlerimizi kayıt altına alıyor. Google aramalarınızdan yola çıkarak ne yaptığınızı, ne yapacağınızı ve nelerle ilgilendiğinizi tarayıp veri tabanlarında biriktiriyor. Teknoloji devinin, dijital bir evrende pek çok etnik, politik ve sosyolojik yapılaşma üzerinde dev bir hakimiyeti var. Bu manada Google geçmişe, bugüne ve yarına müdahale edebilecek kadar veriye sahip diyebiliyoruz. 1984 isimli romanıyla faşist ve baskıcı bir düzenin portresini çizen George…